20 Mayıs 2013 Pazartesi

AYGAAAZ


Aygaz

Gözlerini gözlerime dikmiş.
Kaçırıyorum yine buluyor.
Sen bana dokunuyorsun! dedi.
Yüreğimde bir yerleri acıtıyorsun. Ama anlatılmaz güzellikte bir şey.
Tanrım bir şey olsa. Aygaz kamyonu filan geçse. Aniden ceviz iriliğinde dolu yağmaya başlasa. Bu romantik ortamın içine etse. Ne oldu bu kıza, neler söylüyor.
İyi ki varsın. İyi ki. Neye benziyor biliyor musun? Eskiden kaldığım yurtta camlar, içerisi dışarıdan gözükmesin diye beyaz yağlı boyayla boyanmıştı. O boya tabakasındaki küçücük bir delikten bakınca dışarıyı görüyordum ben. Hele baharda öyle güzel gözüküyordu ki. İşte seninle olmak, o bembeyaz ya da siyah şeyin ortasında küçücük bahara bakan deliği bulmak gibi.

İşi şamataya boğmalıyım, yoksa fena olacak. Bu havada hayatta dolu yağmaz. Aygaz kamyonunun filan geçeceği de yok. Kız resmen yerli film replikleri atıyor. Hayır, ben ters adamım inanıveririm, dökülürüm, aşık olurum, betonlara çakılırım, asıl benim canım acır. Yerli film. Oradan saçmalamalıyım muhabbette. En Ayhan Işık sesimi kullanarak hınzır bir ifadeyle ona Belgin Doruk, muamelesi çektim. Misilleme olarak Yeşilçam öykülerinin değişmez repliğini attım.
Bırak bu lafları, kaç para istiyorsun onu söyle? On bin, yirmi bin?
Esprime çok güldü. Güzeeel. Ardı arkasına zincirler, konuyu dağıtırım gülmesi bitince.
Bu da senin numaran dedi.
Zırhın delinsin istemiyorsun. Hesapta hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun. Aslında sana göre hayat o kadar ciddi ve acıklı ki. Böyle numaralar yapmana gerek yok, koyver gitsin kendini!
Gözlerime anne anne bakıyordu.
Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da bayan dedim, Ayhan Işık sesimle. Dedim ama mümkün değil. Saatlerce bana inanılmaz sevgi sözcükleri sıraladı. Ben ise ona yerli filmlerin değişmez repliklerinden attım durdum.

Sırasıyla Necdet Tosun, Sami Hazinses, Cilalı İbo, Turist Ömer, Ediz Hun...
Hatta bir ara ayağa kalkıp:
AYGAAAZ diye bile bağırdım.
Sözünü ettiği yağlı boyadaki küçük delikten zırhımı açmasına asla izin vermedim. Yıkılmadım yavşamadım. Kendimi asla açmadım. Erkeklik gururuma değmesindi yağlı boya...
Korkulacak bir şey yok, dedi.
Ben sana ne yapabilirim?
Çok şey dedim.
Çok şey.
Derken kendi sesimi kullandığımı fark ettim. Hemen kendimi toparlayıp Ediz Hun, Ayhan Işık, Figüran Osman ve Erdal İnönü sesiyle ayrı ayrı üç kez...
Çok şey... demeye çalıştım.
Ama üçünde de kendi sesim çıktı.

Sonra...
Sonra yine yerli filmlerdeki gibi takvim yaprakları uçuştu. Ben onu hiç aramadım. Bir gün aklıma fena düştü, aradım. Aslında aramadım. Telefonu açtım. O alo, alo dedi, ben sustum. Aniden...
Susarken bile Ayhan Işık taklidi yapıyorsun! dedi.
Anlamıştı. Aslında belki de tek sorun, gerçekten anlamasıydı.
Ne fena değil mi? diye sürdürdü.
İnsan hep çok sevilsin diye uğraşır. Sevilince de ödü patlar!
Sustum...
Belki de sen haklısın. O zırh ne kadar kalın olursa, o kadar iyi ama artık arama olur mu? Ve sakın üzülme. O öyle nalet bir zırh ki, sen bile içeriden delemezsin.
Yine sessizlik.
Derken, Belgin Doruk gibi son cümlesini söyledi: 
Hesapta kendini koruyordun, ama yine acı çekiyorsun. Boşver. Ne diyorlardı? Gençsin unutursun.

Genç miydim, unutur muydum?
Telefonu kapadım...
Sokağın köşesinden, yırtınarak bir aygaz kamyonu geçip gitti...
AYGAAZ!

Atilla ATALAY

19 Mayıs 2013 Pazar

İşler pek yolunda gitmiyor bu ara

İşler pek yolunda gitmiyor bu ara.

Sigaranın bokunu çıkarttım sanırım, iki sigara içiyorum 2 fıs astım ilacı kullanıyorum. Annem bakmazken eşiğe basarak eve giriyorum. Daha önce de demiştim, eşik kutsal bir yer annem için, ne eve giren ne de çıkan basamaz. Ben basarım. En azından o görmezken basarım. Kutsal olan her şeye karşı gelme eğilimim var. Allah'tan korkuyorum ama. Sopası yok diyorlar. Bizim ortaokuldaki müdür yardımcısı Ayhan hocanın sopası vardı ama. Böyle elimizi açtırırdı önce sonra parmakları tek noktada birleştirir öyle vururdu. Hakikaten acıyordu ama acımıyormuş gibi gülüyordum daha çok sinir olsun diye. Ama Allah'ın sopası yok, onu kızdırmak da istemem. Ama annem eşiğe basınca çok kızıyor oğlum ya gözlerini öyle bir açıyor ki sanki domuz bağı yaptık kadını. Yapmam tabi oğlum annem çok tatlı. Ama Ayhan hoca değil. Öyle işte iki fıs sıkıyorum kendimi bir sonraki sigaraya adıyorum. Geçen gün sarma sigaranın ucunu kahveye bandırıp içmeye çalıştım ama yanmadı, kurusun diye bekledim kurumadı. Attım ama üzüldüm, el emeği var çünkü. Annem de ona kızıyor işte el emeği diyor, günde kırk kez eşiği siliyorum basmasana köpek diyor. Köpek çok ağır laf onun için, çünkü annem çocukken köyde köpek saldırmış sonra amcası gelip köpeğin ağzını rendelemiş ama annem çok soğumuş köpeklerden. Benden de soğuyor işte eşiğe basınca. Bir de yıllar evvel evde telefonla konuşuyorum işle ilgili, dedim ki "onları scanleyip bana gönder, ben hallederim gerisini" kapattım telefonu ama annem çok kırıldı. Oğlum dedi koca adam oldum sikenli mikenli konuşuyorsun. Anne dedim şakaysa hiç komik değil ciddiyse çok komik. Ona da alındı. Anlattım durumu ama o hala eşik titizliğinde yaklaşıyor konuya.

İşler pek yolunda gitmiyor.

Sürekli birini bekleme hali var üzerimde çok saçma. Bugün deniz kenarında arkadaşımı bekliyorum, sigaramı yaktım. Arkadaşım geldi sonra. Garibime gitti. Ben uzun zamandır birini bekler haldeyim. Çok tarif edilesi bir şey değil. Ofiste çalışıyorum gece 11 olmuş ama içimde garip bir huzursuzluk, şimdi gelir diyor. Özlememem gerekenleri özlüyorum çünkü. Ayrılık acıya yakın unutmak kasvete. Onun için mi bekliyorum bilmiyorum ki. İşin kötüsü ben hiçbir şeyi unutmam. Hakikaten unutmam. 3 yaşımda sünnet olmak için hastaneye gittiğimde doktorun hadi gel bir fotoğraf çekelim deyip de burnuma narkozu nasıl dayadığını bile hatırlıyorum. Ama insanlar çok kolay yargılıyor yine de kızmıyorum. Hayatımda gördüğüm en iğrenç yaratık insan çünkü. Ağbi yapma be unut gitsin.

Oğlum ben kimseyi unutamadım. Hayatıma giren hiç kimseyi unutamadım. Yolda sigaramı yakmak için çakmak istedim bir adamdan, çakmağı geri verdim teşekkür edip sonra düşündüm vay be dedim, adam bana çakmağını verdi ama bir daha onu göremeyeceğim. Ebenin örekesi! Ne yabacağdın? Eve mi götüreceğdin adamı? Yok işte benim hayatıma giren insanlar kıymetli. Özlüyorum öyle. Bir de ilkokul hocama öreke ne demek diye sormuştum, o konuya henüz gelmedik deyip konuyu değiştirmişti. Yine de çakmak veren ağbi iyi biriydi bence. Ama bizim Osman öyle değil, ne zaman ondan çakmak istesem "sana bi çakmak lağzım ho ho ho" diyor. Komik gibi ama değil, koca adamsın sonuçta, göbek deliğindeki pamukçukları biriktirsek kaç yastık dolardı ayı adam. Onun için bana unut demeyin, umut deyin, o güzel. Ama ben işte hiçbir şeyi umutmuyorum. Ayrıca sabah tartıldım sonra sıçıp tekrar tartıldım 900 gram oynadı, ateistler bunu nah açıklar. Babam açıkladı ama. Manda gibi yersen öyle olur dedi. Bu arada babamın çok sağlam kroşesi varlan. Annemin bileziklerini bulmuştum lisedeyken, gittim 2-3 tane bozdurdum. Bizim çocukları topladım leş birahanelerde iğrenç günler geçirdik. Ama nasıl popülerim, çocuklar o ara aşırı sevdi beni. İşte en son o zaman hatırlıyorum çok sevildiğimi. Piç kuruları!
Aradan 2 yıl falan geçti, annem dedi ki bu bilezikler de eksik var. Ben de bir rehavete kapıldım, nasılsa üzerinden çok zaman geçmiş biz o bilezikleri küsküye boğalı. Nasılsa bir şey demezler diye anneme biz oradan azcık yedik bizim çocuklarla diyiverdim. Çenemden kütürt diye ses geldi. Çok garip lan ama sadece ses duydum. Bildiğiniz üzre kafam çok büyük ve ağır olduğu için, sadece çenem yerinden çıkıp tekrar yerine oturdu, sonra acı hissetmeye başladım. Babama döndüm baktım sanki yumruğu atan o değil, çorbasını kaşıklamaya devam ediyor. Ne ara vurdun ne ara toparlandın oğlum ya. Hızlı vuruyor. Kulağını da çek joker, dibine dibine.

İşler iyi değil işte.

Kendi kendine konuşan insanların yadırganmadığı bir yerde yaşamak istiyorum. Ben sohbet ediyorum çünkü, kendime hal hatır soruyorum, aksileşiyorum bazen. İtle köpekle muhatap olma diyorum. Ara ara dua ediyorum, spam'e düşüyor gibi geliyor. Sabrediyorum. Anneme ne sorsam hayırlısı oğlum diyor. Eşiğe basınca hayırlısı buymuş demiyor ama. Annemin acı eşiği de çok düşük bu arada, doktor söyledi. Kesin o eşiği de sile sile inceltip parlatmıştır. Süt kutularını, kola şişelerini bile yıkıyor dolaba koymadan. Geçen gün this is sparta diyip poposuna hafifçe tekme attım gram gülmedi. Pis ayağını üstüme sürme ayı dedi sadece.
Çok yorgunum be abi. Bugün gittiğim yerde barbekü sosuna 5 tl verdim. Çünkü barbekü sosu var mı dediğimde evet ama ücrete tabii dedi. Aslında çok da sevmem barbekü sosunu ama ücrete tabii dedi ya amaan o zaman kalsın desem "aaay pis fakirler bağcılar çocukları it oğlu itler siktirin gidin bu mekandan" diyecekler gibi geldi. Olgun gibi görünüyorum ama değil, bence saçma 5 tl sosa vermek. Niye tamam kalsın diyemedim ki. Param da yok bu ara. Burak var ama. O gizli polis. Ajan gibi. Parası var onun, her gün maaşını ıslatıyoruz bana mısın demiyor. Kredi kartı ekstresi gelince azcık köpürüyor ertesi gün ıslatmaya devam. Sırılsıklam oldu ama sesi çıkmıyor. Oğlum biz de olsa biz de veririz (vermeyiz) lafı olmaz aramızda (olur) hadi bi kebap yiyek <3
Barbeküye 5 tl nedir oğlum ya. Elma dilim patatesin var, mayonez, ketçap ve hardal var, paşam barbekü sos istiyor. Hayır da diyemiyor. Niye? Çünkü hala olmamış adam. Tam olmamış yani. Annem de bi kez demişti seni yapamamışız diye. Yaman şakacıymışsın delikanlı dedim ama harbi güzel koydu. 2 bilezik için de babam çeneme vurmuştu. Barbekü yemeyeceğim oğlum bir daha. Burger King'de bedava olursa yerim, bazen 25 kuruş istiyorlar ona bile uyuz oluyorum. İnsanın kendine yenilmesi kötü. Tamam kalsın diyemediğim için Burak'ın maaşı bir kuple daha ıslandı bugün. Özlediğim insanlara da özledim diyemiyorum mesela, o da saçma. Ne var ki mesela arayıp söylesem. Veya çakmak istediğim adama ayrılırken seni özleyeceğim deseydim? Gülmeyin, bence komik değil. Adam karşılıksız uzattı oğlum, parasız yani, bedava. Babam vermiyorlan çakmağını. Gazını bitirme ayı diyor. Adamcağız gaz hesabı bile yapmadı. Özlüyor işte insan. Bir de mesela görüşmek istediğin insanlar oluyor, sonra bi yanlış anlaşılma korkusu, sonra ya hayır işim var derse endişesi. Görüşemiyorsun. Mesela bi gün yüzsüzlük yapıp galata kulesinin altında 3 tatlı insanla tanıştım, muhabbet ettik, midye yedik, bira almaya gidecektim içlerinden biri birasını verdi bana, öyle güzel güzel konuştuk 3-4 saat. Sonra bi daha denk gelmedik. Göresim geliyor, ama barbeküye hayır diyememek gibi hadi gelin la sizi bi görem diyememek. Benim söylediklerim söyleyemediklerim yanında bir hiç. Çünkü unutmuyorum oğlum işte. Bi boku unutamıyorum. Sonra yapma beee aağbi unut gitsin. Siktirlan!

Barbekü çok lezzetsizdi.

11 Aralık 2012 Salı

İnsanlar Plan Yapar ve Tanrı Gülümser

Kestane şekeri yemin ederim çok güzel. Ailemle beraber yiyeyim diye Bursa terminalinden aldığım kestane şekerini aldığım dakika açıp dolma parmaklarımla kutudan bir tane ağzıma atmıyor muyum o kestane şekerinin haysiyetsizce ağzımdaki hezeyanı yok mu insanı çileden çıkartır. Çiğnemiyorsun bile o dil ve damakla buluştuğu zaman suya değmiş pamuk gibi kendini lezzetin çılgın kollarına bırakıyor. Yemin olsun canım çekti. Ama ben de az çekmedim lan. Bir laf var ya insanlar plan yapar ve Tanrı gülümser harbiden öyle. Bayılıyoruz büyük konuşmalara, kendimizden emin olmalara, başkalarını kınamaya. Sonra bir bakıyoruz ki hayatta izlemem dediğimiz filmlerin başrolündeyiz. Akrebe sarıldığım zamanlar oldu, biliyorum çünkü tutardım. Bazen her baktığımda aynı yerde duran it bazen oluyor ki suya karışıyor, akıp gidiyor. Çok bir şey beklemiyorsun, mutlu olduğunda akrebi tutmak yavru bir kediye sarılmaktan farksız geliyor. Akrep efendiydi daha önceleri, sadece olması gerektiği gibiydi. Ben tutmaya çalıştıkça zehrini boşaltmaktansa daha da hızlandı. Akrebe sebep olana yelkovanı tutmasını söyledim. Sonra baktım ki ne ben akrebi tutabiliyorum ne de o yelkovanı. Bırakıveriyorsun olduğu gibi. Ardında kalan gülümsemeler tuvaletten çıkan kızın sıradakine gülümsemesi gibi anlamsız. Ne yani çok güzel sıçtım içeri gir de gör ebenin damını gülüşü mü o? Anca öyle boş gülümsüyorsun işte. Ağzına attığın şekerin patlayan şeker olduğunu fark ettiğinde ki şaşkın sırıtış mesela.

Mutlu olmayı bilene aslında hayat biraz daha kolay biraz daha güzel. Zurna gibi içmişsiniz, eve dönüşünüzde gün çoktan ağrımış. Üstünüzde leş gibi bir ağırlık, kıpırdayacak haliniz yok, don paça yatmışsınız yatağa, evde de kimsecikler yok. Sabah ağzınızdan akan salyalar yastık üzerinde derebeylik kurmuşken hafif çatallı bir ses "hadi bakalım başkan rafadan yımırtalarınız hazır" diye uyandırıverir sizi. Kalkıp sofraya oturduğunuzda bey babanın sizi mutlu etmiş olmanın yüzünde bıraktığı sakin tebessümü görürsünüz. Sonra "bak nutella da aldım" der bilir ki en sevdiğiniz tatlı Nutella'dır. Ama öyle "aslan oğlum sen seversin canım oğlum" falan modları yok. O hala baba, hala da ağır. Seviyor da anca öyle gösteriyor işte sevdiğini. Sonra annenin bıyık altından güldüğünü ve babanızı işaret ettiğini görürsünüz, o da fark etmiştir çünkü babanın o hınzır gülümsemelerini. Sonra diyorsun ki mutluluk nedir. O hınzır gülüştür işte. Ağzından çıkmayan "seni seviyorum"dur.

Sabah uyandığında üzerinde uyuyan kediyi uyandırmamak için kıpırdamadan yatan bir adamın aynı günün akşamında kediyi kucağına alıp kendi ekseni etrafında 10 tur attıktan sonra kediyi yere bırakıp kedinin o baş dönmesinin etkisiyle yampir yampir yürüyüşünü izliyor ve çığlıklı kahkahalar atıyor olmasındaki ironi, tutarsızlığın bize has olduğunu göster miyor mu?  (Bu arada akrep yok yelkovan yalan akan zaman değil vicdan) Küçükken babamın iş yerine gitmemin tek sebebi hemen iş yerinin yanındaki bakkalda babamın açık hesabı olması ve bakkalın çılgınlar gibi jilibona sahip olmasıydı. O zaman ne kolaydı lan mutlu olmak. Abimle beraber hileli taso yapardık, tasonun kenarlarını duvara sürtüp inceltince mahalledeki bütün bebelerin tasolarını kökmüştük. -Üniversiteyi kopyalarla bitirmem de çok şaşırtıcı değil bence- Uzaktan akrabam Fatih abinin bilgisayarı vardı ve hayatımda ilk defa bilgisayar görmüştüm. Bilgisayara yaklaşmamı bile yasaklamıştı annemler. Ben de her fırsat bulduğumda kapalı bilgisayarın space tuşuna basıp çılgın mutlu oluyordum bana sorsan nasa'dayım. Beynimin kıvrımlarına osurayım gerçi osursam tesiri yok tutsam götüm razı değil. Ayrıca ben kadınların ömrüne musallat olan iki satırlık adam. Selam. Ölü taklidi yapın da gideyim artık http://www.youtube.com/watch?v=uJFVTu2auJI
Prezidente?

12 Ağustos 2012 Pazar

Umarım Bir Delilik Yapmam






















------

en iyi arkadaşım var. ismi erkan. her zaman yanımda. beni hiç bir zaman yalnız bırakmadı. ama onunla ne zaman konuşsam annem ağlıyor. annem hep ağlıyor. anneler mi hep ağlar yoksa kadınlar mı? bence kadınlar hep ağlıyor anneler de kadın oldukları için onlar da ağlıyor. bu tip çözümlemeleri kolay yapıyorum. ama erkan eğer bana yol göstermeseydi bunu yapamazdım. kedi var bizim. ismi recai. onun kuyruğunu çekince tırnakları olduğu için acıtıyor. onun için kedilerin kuyruğu çekilmez. belki uzaktan tekme atılır ama saldırırsan hızlı koş. tırnağı var. evde olunca çok sıkılıyorum komşu var bizim ismi elif onu seviyorum ama ona el yapınca baba dövüyor. ama annem iyi o hep ağlıyor. babam görmeden yapınca da kuşlar söylermiş babama yine dövüyor. kuşları recaiye veriyorum bende o zaman baba yine dövüyor. çözümü erkana danışmam lazım bence. o en iyisinden daha fazla iyisini bilir çünkü. (kendime not: elifi öp izin vermezse saçını kopar.) babam güçlü kafama vuruyor. hızlıda koşuyor. bence kendisi bir kaplan olabilir. çay içmek zor bir şey. hızlı içince dil haşlanır. yavaş içince soğur. içmemek bence en tatlısı. çay varsa kesme şeker de var, şekerleri ye çayı içme. kıtlama şeker seviyorum ben ama çaysız. babam sen büyüyünce at olacaksın diyor onu tam anlayamadım. ama kötü bir şey diyor gibi. belki de büyüyüp onu gezdirmemi istediği için olabilir. kivi diye bir şey getirdi annem patatesin saçlısı. döşü kıllı patates bence. diyarbakır patatesiymiş erkan öyle dedi. onu soyarak yemem gerekiyor yoksa hep saç. pis bir hayvan. öyle bir şey yemek istemiyorum ben. recai yesin onu. ama yersem de soyarak yemem lazım. ben jilibon seviyorum. jilibon bakkalda var. bakkal görmeden jilibon alırsan bakkal görür. o görmeden alsam görmez ama bakkal görüyor baba dövüyor. büyüyünce bakkal olurum sanırım. hep jilibon var, güzel meslek. ama çocuklar jilibon alırsa ben görmem. babaları dövmesin. ama erkan yese daha iyi olur. bakkaldan eve dönerken herkes bana bakıyor anneme sordum çok yakışıklı olduğum içinmiş. beni kıskanıyorlarmış.annem iyi. eve geldiğimde gülseren teyze vardı. başına bir şey doluyor bizim eve girince hemen açıyor neden anlamadım. ona pipimi gösterince hemen kaçtı. bunun işe yarayacağını erkan söyledi. gülseren teyze hep geliyordu. ama artık gelmiyor pek. recaiye de göstersem acaba o da gider mi? bunu erkana danışıp denemeliyim. recai gülseren teyzelere gitse keşke. recainin tırnağı da var. gülseren teyzenin bacağı da bence uygun. bugün doktor günüydü yine gittik ama hiç bir şey anlamadım. erkan da anlamadı. jilibonlar verdi doktor ama tatlı değil. yutuyosun suyla. onları yutunca erkan gelmiyor. onu çok özlüyorum en iyi arkadaşımdı. bazen yutmuyorum ama yuttum diyorum recaiye veriyorum. recai hastalandı. balık yerken gördüğümü söyledim. balığın kemikleri var recainin boğazına kaçmıştır. yoksa jilibondan bir şey olmaz. bana olmuyor çünkü. bence balık kemiğinden. balıklarda güzel değil ki kivi gibi anlamsız. kemikleri boğazıma girerse recai gibi olurum. ama jilibonları recai yesin erkan geri gelsin. jilibonları yemeyince geliyor. bir de erkanla konuşunca anne ağlıyor. anne iyi biri. ağlamasa keşke. recaiyle gülseren bi de baba ağlasa. ama anne ağlıyor. komşu elif de ağladı geçen gün. ona sarıldım kolları mor olmuş ağladı. halbuki sevdimdi. ama kedi kumuna kedi işermiş ben işemezmiş. annem dedi. sınıfta bana deli diyorlar onlar kendileri taksınlar huniyi. hem kötü bir şey yapmadım ki. çişimi avuçla içdim hem de sıcacıktı yüreği elimdeymiş gibi. bugün top oynadık ben kale direği oldum maçta. hiç topa vurulmadı. bir daha ki sefere top ben olacakmışım onu da anlamadım. çiş tuzluydu bi de. o önemli. geceleri tanrıyla konuşuyorum ama hiç cevap verdiğini görmedim. genel tavrı buymuş. annemi üzdüğüm için tanrı beni kedi yapsın istedim. annem kedi seviyor. belki o zaman beni daha çok severdi. hem de kuma ben işerdim recai işemezdi. 
erkan geri geldi.

7 Ağustos 2012 Salı

Ego ve Yalnızlık


Ego ve Yalnızlık


ne yaman mücadele.. sadece ben mi böyle düşünüyorum ki? modern insanın en büyük problemi bu değil mi abi hepimiz yalnızlıktan kıvranmıyor muyuz, arkadaşlarımızın arasında, kalabalıkta bile yalnız hissetmiyor muyuz. ayrıca yalnızlığı daha iyi hissetmek için yatarken dizlerinizi karnınıza çekin. dozajı arttırmış olursunuz. 

hepimiz birbirimizden o kadar soyutlamışız ki kendimizi hiç kimsenin ne söylediğini ne de söylemek istediğini veya ne hissettiğini anlamıyoruz. varsa yoksa bizim dünyamız bizim varlığımız ve egomuz. bu iletişim çağındaki iletişimsizlik bambaşka. empati kurmak git gide zorlaşıyor, varsa yoksa BEN gerisi teferruat. engin gençtan'ın bir kitabında altını çizdiğim bir yer vardı. "ortak değerlerin yerini, herkesin kendi normlarını ve değerlerini kendi bildiğince yaratma çabalarının alması, birbirimizi anlamamızı ve birbirimize ulaşabilmemizi git gide zorlaştırıyor. insanlar, birbirlerine kendi senaryoları doğrultusunda roller verip, karşılarındakilerden bu rolleri gerçekleştirmelerini bekler oldular. sonuç; düş kırıklıkları, kızgınlıklar ve kendimizden kaynaklandığını bir türlü kavrayamadığımız yalnızlık." yemin ederim tokat gibi yazmış adam. herkesin bir ben dünyası var ve öyle ağır ki. 

maskelerimiz yok mu bir de? hissettiklerimizi saklamak zorunda değil miyiz? mesela birinden hoşlanmadığımızda veya tipini sevmediğimizde "ay nermin çok cenabet bir yüzün var, bence sen iğrenç pislik bir insansın" diyebilsek. bence harikulade olurdu. ya da çok iğrenç olurdu. güzel olurdu lan. 
insanın hissettiklerini söyleyememesi kabus gibi bir şey. onun için yazı yazıyorum. gerçi yazdıklarımı yayınlayamıyorum ama yine de en azından söylemiş gibi hissediyorum. cemal'im süreya'm demiş ya " elimde olsa bir yasa çıkartırdım; sevgiler ertelenmeden, geciktirilmeden söylenecektir." evet abi ya. insan babasına annesine bile seni seviyorum derken korkuyor. ne güzel duygularımızı ne de kötü hislerimizi paylaşamıyoruz. iletişimsizlik ve ego sürüklemiyor mu bizi bu yalnızlığa?

egoyla yalnızlığın verdiği savaş ömürlüktür.

ego, ben mutluyum yalnızlığımla benim kimseye, hiç bir şeye ihtiyacım yok derken yalnızlık yalnız kalır.

yalnızlık, ben kalabalıklara karışmak istiyorum, gülen, temiz, iyi yüzler istiyorum derken ego bir katil olur, onları öldürür. onun kendisinden üstün, iyi, akıllı, zengin, güçlü vs. olanlarla işi yoktur, tahammül edemez. kendisinden zayıf olanı da kendine layık görmez ve yine yalnızlığa sarılır.

ve ego kazanır yalnızlık kaybeder.
vurulan yine insandır.